15 Kasım 2009 Pazar

Özeleştiri

Bulamadım bu sefer, sözlerime başlayacak okkalı iki söz, bir başlık ve yazacak bir şey...

Belki içimdeki sıkıntıdan, bunalmışlığımdan; belki de sadece yazmak istediğimden...

Yaptığım ödevde problem çıktı. Şu an için halledemiyorum bir türlü. Dün yaklaşık olarak 2 saat uğraştım; ancak, bir sonuca ulaşamadım. Ama biliyorum ki, onu bulduğum zaman bunların hepsine değecek, hata yaptığım konu iyice yerleşecek ve gelecek sefere daha dikkatli olacağım.

Kafamda hep aynı sorular... Neden, neden, neden, neden, neden?

Dört sene lisede okudum ve sonra mezun oldum. Mezun olurken dedim ki, şu dört senede acaba ne yaptım? Kendime bir katkım oldu mu? Yaptığım hatalar ve doğrular nelerdi? Ya da hiç hata yaptım mı? Başka bir soru da hiç doğru bir şey yaptım mı?

İnsanın mükemmel olamayacağını savunurum. Kendi aklıyla bir şeylere ulaşacağını, ama eksik kalacağını. Bu yüzden, "Hiç hata yaptım mı?" sorusunu elerken, yerine başka bir soru koyuyorum : "Bu hatalar nelerdi? Bunlardan ders çıkardım mı?"

Bu soruları gün geçtikçe kendime sormaya devam ettim. Ve baktım ki, gerçekten yaptığım bir şey yok. Sadece okula gidip geliyorum. Kimseyi kaale almıyorum, ama arkadaşlarım benim için kutsal. Onlar olmadan ben bir hiçim, sanki onlarla bütünleşmiş gibiyim. Onlar ne derse yapıyorum, şuraya gidelimi şunu yapalım diyorlar; ben de imkanım olduğu sürece iştirak ediyorum.

Bazen büyüklerim beni uyarıyorlar; yapma, etme diyorlar. Ben, dinlemiyorum.

Bugün, insanın acizliğini savunan ben, benim için en iyi olanı kendimin bileceğini (!) savunuyorum o zamanlar. Çok sonraları farkediyorum ki, yaptıklarımın mantıklı bir tarafı yok.

Tekrar bakıyorum: Dershaneye gitmişim, tam üç sene boyunca, aksatmadan. Ama farkediyorum ki, eğer çalışmayı bilseydim, böyle bir fedakârlıkta bulunabilseydim, aileme yük olmazdım. Fedakârlık derken gözünüzde büyütmeyin, buradaki tek fedakârlık, haftalık bir-iki tekrar. Dersler üzerine biraz kafa yorma, sadece o kadar.

Ama yapamamışım o zamanlar. Daha önemli dertlerim varmış. Ultima onlayn, nayt onlayn dedikleri bazı şeylere kaptırmışım kendini. Sanal dünyaya kapılıp, fiziksel gelişimimi engellemek bana çok cazip gelmiş. Başka yörelerden fiziksel gelişimini engellemek için çabalayan gençlere üstünlük kurmak için kendimi yırtıp durmuşum. Ama bundan ne onlar, ne de ben kazanç sağlayabilmişim...

Şimdi diyorum ki, insanı insan yapan kafasının içindekilerdir. Düşünceleridir. Onları ne derece sorgulayabildiği, onları ne derece geliştirebildiğidir. Geri kalanıysa, tabir-i câizse "hayvanî" olarak nitelendirebileceğimiz özellikleridir. Yemek yemek, uyumak, birtakım ihtiyaçlarını gidermek vb. Şöyle geçmişe yönelerek baktığımda, pek bir insanî tarafımın olmadığını görüyorum. Ne kafamdakileri sorguluyorum, ne de bugün yaptığım gibi her gece "Ben n'apıyorum?" diyerek davranışlarımı. Sadece keyfime bakıyorum, günlük yaşıyorum. Dünü, bugünü, yarını pek düşünmüyorum. Bugün çekinmiyorum, o zamanki halimi insanlıktan soyutlanmış, insanî tarafını bir kenara bırakmış biri olarak tanımlamaktan.

Bunların olmasında bir sürü şeyin etkisi gelebilir insanın aklına: Ailenin etkisi, arkadaşların etkisi, bulunduğu ortamın etkisi, televizyon etkisi, bilgisayar etkisi... Bunların etkisiz olduğunu savunduğum yok. Ancak, suçu bunlara atmamak lazım. Sonuçta bu fiilleri hayata geçiren benim, kimse kolumdan tutup, bunları yapacaksın, diyerek beni zorlamadı. İsteseydim, bunlardan vazgeçebilirdim.

Biliyorum, yaptıklarım iyi şeyler değildi. Bunu gençliğime verebilirim, diyorum kendi kendime. Sonra, o zamanlar küçüktüm, bunların farkında değildim diyorum. Bunları anlamam o zaman için imkansız olabilirdi. Kimseyi dinlemesem de, bazılarının bana bunları anlatabilecek düzeyde olduğunu da biliyorum, neden anlatmadılar? diye suçu tekrar onlara atıyorum. Ailemin bana destek çıkmadığını düşünüyorum.

Fasa, fiso. Hepsi de suçu başkalarına atma çabası. Çünkü korkuyorum, yanlış yaptım demeye. Kendimi suçlamaya korkuyorum. Suçu kendime bulmaktan korkup, hep başkalarının üzerine atıyorum. Burada tek suçlunun ben olduğunu bile bile kendimden gizliyorum.

Bu yüzden uzun sürüyor bunları anlamam. Suçun kendimde olduğu kanısına varınca, kaynağa ulaşıyorum ve artık çağ değiştiriyorum: Bunlara çözüm getirme çağı...

Bu sefer her yere saldırıyorum, doğru nedir diye. Doğru olanı bulabilmek için çevremdekilerin sözlerine kesin olarak inanmıyorum; eğer bir doğruya ulaşacaksam bunun kesin doğru olması için çabalıyorum. Tabii ki büyüklerin sözlerini dinliyorum, onların tecrübelerimden faydalanıyorum. Sonra kendi kafamda ölçüp biçip, bunların doğruluk payını kendime soruyorum. İhtimalleri gözden kaçırmamaya çalışırken, şüphecilikten de kafayı sıyırmamaya dikkat ediyorum.

Böyle başlıyor her şey. Böyle başlıyor bunları yazma sevdam. İşte böyle başlıyor, insan olarak hayatım.