"Önyargıları parçalamak atomu parçalamaktan daha zordur." Albert Einstein
Bu söz, aslında bize çok fazla söyleyecek bir şey bırakmıyor. Olanı biteni, tüm açıklığıyla ve seçikliğiyle anlatıyor. Ben sadece, kendimi tatmin etmek için geçtim gözlerimi mahveden bu aletin karşısına.
Ortaokuldayım. Bir arkadaşım vardı, ismi Mehmet. Kayseriliydi kendisi, benim baba tarafı da Kayserilidir. Bu yüzden onunla Kayseri muhabbetleri yapar dururduk. Bir keresinde bana, "Abi bir gün berbere girdim, saçımı kestireceğim. Oturdum sandalyeye, berber hem işini yapıyor, hem de hoş beş muhabbet ediyoruz. Sonra sordu, 'Nerelisin?', dedim Kayseriliyim. Adam birden muhabbeti kesti, bir şeyler oldu belliydi. O yüzden artık 'Ankaralıyım' diyorum." demişti.
Kayserililer kurnaz olarak bilinirler. Aslında Türklerin bir özelliği değildir bu, uzun süre Ermenilerle bir arada yaşadıkları için hem ticareti kapmış, hem de bununla beraber kurnazlığı da kapmışlar, diye anlatılır bize. Ne kadar doğrudur, tartışılır. Toplumumuzda da Kayserililer ilk olarak kurnazlıklarıyla ve üçkağıtçılıklarıyla anılırlar.
Burada, söylediklerimi açma ihtiyacı hissediyorum: "Kayserililer". Farkettiğiniz veya şimdi farkedeceğiniz gibi, Kayserinin tamamını dahil ettim. Demedim ki bunlardan biri böyle olmayabilir, arada istisnalar çıkabilir, aslında hepsi böyle değildir. Dediğim gibi, baba tarafı Kayserili, hiç bir kurnazlıklarını da görmedim. Üstüne, kurnazlık yönünden eksideler. Yani, Kayserililerin tamamı böyle değil.
Ancak, bunu kimseye anlatamazsınız. Bir kişiye Kayserililerden bir zarar gelmişse, sittin sene (böyle bir deyim var, Türkçe'si de 60 yıl demek, ama niye hala Arapça'sını söyleriz bilmem) o insanı ikna edemezsiniz, Kayseri'den iyi birilerinin de çıkabileceğini. Sebebi ise, daha tüm bunlara başlamadan önce belirtildi sanıyorum, alzaymır denen hastalık bende başlamadıysa.
Veya, "bayanlardan şoför çıkmaz." Açık konuşayım, karşıdan karşıya geçerken sürücüye dikkat ederim. Eğer bayansa, temkinli davranırım. Daha önce başımdan birkaç olay geçmiştir, bayanların trafikteki dikkatsizliği üzerine. Ancak, bu demek değildir ki tüm bayanlar aynı şekildedir, dikkat etmeden, ayna kullanmadan araba kullanırlar. İyi kullananları da vardır, kötüleri de.
Lisedeyiz. Oturuyoruz 4-5 kişi. Tabii, lisenin olmazsa olmazıdır; 5 kişi oturursunuz, yanınızda hızlı dönemlerini geçiren arkadaşlar uzaktan gelen farklı bir tip görürler, "Gıcık oldum lan şu bebeye, dur bi omuz çakıyım" derler. Bu erkekler içindi, bayanlar arasındaki bambaşka bir boyutta, kıskançlık biraz daha fazla günümüzde, konumuz da o değil, o yüzden değinmiyorum. Geri dönelim omuz "çakılan" insan evladına. Hiç bir sebep yok, ortada içgüdülerden başka hiç bir şey yok, kavga ettiniz. Amacınız içinizdeki kavga etme duygusunu tatmin etmek veya okulda itibar kazanmak. Bunları tatmin etmek için, hayvan sürülerinin kullandığı yöntemi kullanmak ne kadar insana yaraşır, size bırakıyorum.
Öyle değil mi gerçekten de? Aslan sürülerini düşünün, sürü liderini neyle belirler? Türkçe'si Ulusal Coğrafi (İngilizce bilgim bu kadar çevirmeme imkan sağladı) olan kanaldan izlediğimiz kadarıyla, bir lider zaten vardır. Sonradan başka bir erkek aslan gelir. Liderle bunlar kapışırlar. Yenen sürünün başına geçer veya başında kalır. Liseyle aradaki fark ise, arada bir omzun olmamasıdır.
Aslında, asıl aradaki fark daha derinde yatar. İnsanın insanlık özelliğini bir kenara bırakıp, materyalist düşünceye kapılarak kendini hayvandan farklı görmeyip böyle davranması vardır, kendi kanaatimce. İnsanlık duygularını bastırır, tamamen hayvanî duygularını ortaya çıkarır bir anda. Sonra bunu böbürlere böbürlere en aşağı 6 ay boyunca anlatır. Üst sınır yok, çünkü insan bu. Kendini hayvan zanneden bir insan.
İnsanın insanlığını bir kenara bırakmasında, bilim rol oynar. Ya da bilim demeyelim, bilime yaklaşım açısı diyelim. Bilime karşı olduğum yok, insanın hayatı boyunca bir şeyler öğrenme tutkusuyla geçirmesi gerektiğini düşünen birisiyim. Ancak, mevcut bilim anlayışı, mevcut sistemler, insanın insanlık yönünü kullanmamasını telkin ediyor sürekli. Biraz sorgulayın ve düşünün, aklı olan herkesin ulaşabileceği bir sonuçtur. Ancak bu ulaşım süresi, 1 gün de sürebilir, 1 yıl da, 40 yıl da.
Önyargıdan girdik, maddecilikten çıktık. Tebrik ediyorum kendimi. Koyacak bir başlık da bulamadım bu kadar konu çeşitliliği olunca. Burada anlatmak istediğim, liseli bir gencin önyargıları. İnsanın kafasının içindekilerle uğraşmak yerine, nedir bu dışındakilere olan takıntı? Ne giyiyorsa giysin kardeşim, bırak, sana ne? Ve işin en garibi de, bu iki insanın konuştuktan sonra muhtemelen kafa dengi çıkmasıdır. Hiç mi karşılaşmadınız?
Biz değil miyiz, bir konuyla karşılaştığımızda, bir derse girdiğimizde, ilk sayfaya bakarak "Ben bunu sevmedim, geç" diyen? Peki, biz değil miyiz, insanları dış görünüşlerine göre yargılayan, onları eksikliklerine göre peşin hükümlerle yerin dibine sokan? Bir insanın kusuru olabilir, bir insanın yanlışı olabilir, bir insanın cahilliği olabilir. Bunların insanda mevcut olması değiştirilemeyecekleri anlamına da gelmez, o insanın tamamen bu cahillik, eksiklik, yanlışlarla dolu olduğu anlamına da gelmez. Peki, biz kimiz de birini gördüğümüz zaman "Tamam ya, bu abc, xyz'lerden" deme hakkını kendimizde buluyoruz?
Gelelim medyaya. Bu ülkede nefret ettiğim unsurların başında gelen organizma. Bize derler ki: "Şu ülke böyle yaptı, bu ülke şöyle yaptı, şu adam şöyle dedi, bu adam böyle dedi." Biz de buna bakarak, ya bu ülkeyi veya adamı veya cismi veya herhangi bir şeyi severiz, beğeniriz, tek kalemde sileriz veya nefret ederiz. Ama içeriğini bildiğimiz yoktur. Hakkında hiç bir şey bilmeyiz. Doğruluk araştırmasına girişmeyiz. Sorgulamayız, orada aslında ne olup bittiğini. Sadece bize söylenenlerle yetiniriz.
Burdan sonraki yazımı sevmeyebilirsiniz, çünkü insanların bazı duygularına dokunan sorularla doludur. Bana göre asıl sorun, insanların hassas noktalarına dokunarak onları karşıya almakta değil, bu soruları sormamaktadır.
Bu ülkede bir süredir devam eden bir sorun var. Adı Kürt sorunu veya başka bir şey. Bize deniliyor ki: "Bu adamlar devlet kurmak istiyorlar. Zaten kurdular. Arada İsrail var. Amerika arkalarında, İngiltere yandan destek veriyor, Fransa şöyle, Rusya bizi hiç sevmedi..." Bir dakika arkadaşım, nefes al bir önce. Bunları zaten, her gün "komplo teorileri"yle dolu olduğunu düşündüğün medyadan dinliyorsun. Ben de dinliyorum. Bana açıkça ve düzgün konuş. Bu adamlar ne istiyor?
Bir kısım diyor ki, bu adamlar hain. Biz bunlara senelerce yer verdik yurt verdik, şimdi de kalkıp isyan ediyorlar. Bu kısmın kim olduğunu söylemeye bile gerek yok. İsmi biliniyor.
Başka bir kısım, yani kendileri, bize işkenceler yapıldı, bize eziyetler edildi, köylerimiz boşaltıldı, insanlarımız fail-i mechullere kurban gitti. Bunların da kim olduğu belli.
İkinci kısmın iddialarını, ilk kısma iletiyorsunuz. Diyorlar ki, "Ordan gelen adam burda ne diyecek ki başka? Zaten hepsi Kürt değil mi? Hepsinin kökünü kazıyacaksın."
Peki soruyorum: Eğer bu insanların bunları uydurma ihtimali varsa, bu eziyetleri yapanların "Biz bunları yapmadık" deyip, piyasada mevcut bulunan bütün sebepleri bir şekilde empoze etme ihtimali yok mu?
Bu konuyu daha fazla uzatmayacağım. Asıl değinmek istediğim nokta, sorunun böyle olup olmadığı değil, bunların sadece tek bir açıdan değerlendirilmesidir. Oradakilere sormadan, oraya gidip halkın tepkisini ölçmeden, onların bunları durduk yere yapıp yapmadıklarını bilmeden peşin hüküm vererek bir "ırk"ı çöpe atmaktır. Var mı aranızda oralara kadar gidip onların iddialarını, kanıtlarını dinleyen?
Bundan önceki yazımda insanın insana kulluğundan bahsetmiştim. Gördüğünüz gibi, medya sayesinde bu kavram iyice pekişiyor. Aciz kalıyoruz, kendimizi, düşüncelerimizi, insanları, fikirleri sorgulamakta. Konuyu bağlayamadım pek ama, sağlık olsun. Başta yazdığım gibi, nefsimi tatmin ettim sayılır. Bu bana yeter. Vesselam diyelim, burada bitirelim.