27 Kasım 2012 Salı

"Rabbim, bize xyz'i bahşet!"

Bir hayli vakit olmuş yazmayalı, unutmuşuz buraları. Başka şeylerle ilgilendik demek. Bıraktık ilim saçmayı. Belki ilmimizin eksikliğini birebir görmemizdendir, kim bilir?
Düşünsel bir hezeyan durumu var. Çevremizde de, kendimizde de. Bir şeylerin gerekliliği konusunda hepimiz hemfikiriz: onu yapmalı, bunu yapmalı, şunu etmeli, bunu dövmeli. Yapıyor muyuz? Şüpheli. Unutuyoruz, çevremizi değiştirmeye çalıştığımız oluyor, kendimizi unutuyoruz. Neyiz ki biz daha biz olamadan? Kendimizi göremeden? İlim kendin bilmek değil miydi öncelikle? Ben kendim bilmezsem nice okumadır ki bu?
Ben kendim bilememişim demek ki, ararken kaybolmuşluğum var. "Sen kendin buldun mu ki?" diye sorarsanız bir insana, cevap alırsınız da ne kadar doğru olduğunu Yaradan bilir ancak.
İslam'ın üstünlüğü belli ediyor kendini. İnsanı eğitiyor önce, talim ettiriyor. Hayatına birebir uygulattırıyor. 13 sene Mekke'de kalıyor ilk Müslüman, olgunlaşıyor, imanın özünü görüyor, sonra gidiyor Medine'ye. 13 sene Mekke'de bir gıdım hüküm ayeti yok, Medine'de başlıyor sonra hüküm ayetleri. Önce insan eğitiliyor, sonra görev yükleniyor. İnsan buluyor kendini, "Ben kulum!" diyor, kulluğunu hissediyor. 
Kamil bir dindir İslam, kaybolmuşluğa yer yoktur. Kendisi tamdır çünkü. Müntesibi de imanını tahkik ettiyse eğer, onun da düşün dünyasında (temel olarak) boşluk olmamalıdır.
Edebiyata ne kadar uzak kaldığımız, girizgahtan belli ediyor kendini. Neyden bahsedecektik? Rabb'e duadan. İlk dua etmeyi öğrenir Müslüman. Hep güzel şeyler, iyi şeyler ister kendince. "Rabbim bizi doğru yola sevket!" "Rabbim bize acı!" "Rabbim bizi affet!" "Rabbim bizi koru!" 
Dua bir Müslümanın silahıdır, diye öğrendik biz. Ama nasıl dua edeceğimiz konusunda muğlaklık var sanki. Bunu Kur'an üzerine biraz malumattan sonra daha rahat görüyoruz.
Ettiğimiz duaların başı yok, eksik kalmış, unutmuşuz. İşimize gelmiyor nitekim. Duanın öncülü, aksiyondur elbet. Niyetlenme, harekete girişme, sonrasında dua etme var aslında. Geleneğimizde de var ama, işimize gelmeyen kısımları almadığımız için onu da unutmuşuz. Yanlış anlaşılmasın, heybeden atmıyorum. Doğrudan tecrübe ürünü, birinci ağızdan. Gururla söylenecek bir şey değil, kabul edelim ki düzeltme yolu açılsın.
"Önce deveni sağlam kazığa bağla, sonra Allah'a tevekkül et." düşüncesi vardır aslında. Bu da bir hadistir yazarca bilinen, şu an kaynağı bilinmeyen veya hatıra gelmeyen. Önce hareket işlenir, sonra Allah'tan arzulanır. Önce doğru yolda çabalanır, sonra Allah'a dua edilir ki o yol doğru olsun, nitekim yolun doğrusunu bilen Allah'tır. Bakara 216 der ki, Allah bilir, siz bilmezsiniz. Biz doğru desek de, yolun aslını bilen Allah'tır.
Nereden esti bu itiraf furyası? İyi gelir, tavsiye ederim. Durduk yere ayyuka çıkmadı tabii, bunu belirtmeli. Bunun için insanın kendisini böyle sorgulamalara itecek, düştüğü en derin boşlukta kendisini silkeleyecek dostlara ihtiyacı olur. Dostun kalitesi böyle vakitte çıkar ortaya. Bir Canlar Meclisidir her insanoğlunun ihtiyacı olan esasında.
Yapmadığımız, görmediğimiz bir şeyi söylemedik bu yazıda. Gayret bizden, tevfik Allah'tan.