7 Şubat 2011 Pazartesi

Beşerî Düşünüş

Ey kemik ve et yığını! Kendisini atomların ilginç bir şekilde bir araya gelmesinden daha fazla bir şey sanan biyolojik müsvedde! Kolay gelsin.

İşin çok zor. Kendine bir amaç edinmişsin. Hele ki, bu amacın gelip geçici olmadığını düşünüyorsan ve bu düşünceni sağlam bir temele oturtuyorsan ne mutlu sana! Yaptığın şeylerin bir anlamı var artık. Boşuna nefes almıyorsun. Boşuna akli melekelerini yormuyorsun. Amacın seni motive ediyor, teşvik edici bir görev görüyor. Ne mutlu ki, varlığının bir amacı var!

Muhterem; şunu bil ki, akıl yanılır, duyular yanılır. Ulaştığın sonuç yanlış olabilir. Zannetme ki, ulaştığın sonuçlar kesindir. Nihayetinde bir beşersin, mükemmel değilsin. Yakin olanı, kesin doğruluğa sahip olanı bilmene imkan yok, çünkü beşersin. Düşüncelerin, amellerin, varlığın fani. Senin sahip olduğun temel gerçekler yarın başka bir zat-ı muhterem tarafından geçersiz sayılabilir; buna hazırlıklı olmasın.

İnsanın tüm çabaları, onu kesin gerçekliğe sahip olan bilgiye sadece yaklaştırabilir. Ona ulaşmak, ancak kıyamet günü olarak tabir edilen vakitte, ilmin kapılarının açıldığı hesap gününde mümkündür. Bir iktibasla devam edelim:
"Bir açgözlülük saplantısı içindesiniz, mezarlarınıza girinceye dek (süren). Ama, zamanı geldiğinde anlayacaksınız! Evet, evet! Zamanı geldiğinde anlayacaksınız! Eğer tartışılmaz bir kesinlikle anlasaydınız, yakıcı ateşi mutlaka görürdünüz! Muhakkaktır ki, sonunda onu kesin bir gözle mutlaka göreceksiniz: ve o gün, hayatın nimetleri için sorguya çekileceksiniz!"(Tekasür, M. Esed çevirisi)

Zamanı geldiğinde anlayacaksınız. Neyin kesin doğru, neyin kesin olarak yanlış olduğunu o gün anlayacaksınız. Ve sonra sorguya çekileceksiniz. Ne mutlu ki, o sorguya şimdiden hazırlanana!

Hepimizin aşağı yukarı kabul ettiği bir gerçektir esasen, her gün önümüze kabul etmemiz için kavramlar konulur. "Devlet kutsaldır", "Şu şahıs kutsaldır", "Şu efendi hazretleri kutsaldır"... Değer görmeniz, saygı görmeniz için bize bazı gerçekler kabul ettirilmeye çalışılır. Bunlar bazen vatanperverlik kisvesi altında, bazen modernite, çağdaşlık, Batıcılık vs. kisvesi altında sunulur. Vakta ki, vahiyle gelmeyen şey din diye yutturulur.

Bunları kabul etmeyen, mevz-u bahis cemiyet tarafından dışlanır, öteki ilan edilir. Bu dışlamalara birtakım önderler liderlik eder, halk da önüne geleni sorgusuz aldığı için bunlara katılır. Kıymetli bir zatın dediği üzere, bu ülkede insanlar bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olurlar. Bu düşüncelerin temeli yoktur esasen, tepkiler duygusaldır. Mevdudi bu konuya güzel yaklaşır; Dört Terim isimli kitabında "Emir ve istekleri sorgusuz sualsiz kabul edilen her kişi veya kurum, Allah'a şirk koşulmuştur." der.

Önemli olan bunları eleştirebilmektir, temelsiz düşünceleri eleyebilmektir.
Bu tip eleştirileri yapan zatlar, ekseriyetle öteki konumundadırlar. Çünkü topluluk kendilerini sevmez. Kutsalların eleştirilmesi kolay kolay kaldırılabilecek bir şey değildir. Ciddi bir entelektüel seviye gerektirir. İran İslam Devrimi'nin kahramanlarından Ali Şeriati de toplumdaki yanlış düşüncelere savaş açan Müslüman bir aydınıdır. Çok büyük eleştirilere maruz kalmış, kendi mezhebi içerisinde dışlanmalara uğramıştır. Kendisi de tüm bunların farkında olarak der ki, Sizi rahatsız etmeye geldim! Şimdikiler gibi TVye çıkıp şaklabanlık yapacağına eleştirilmeyi ve aşağılanmayı göze almıştır. Kendisi, başka hiçbir şey olmasa bile bu yüzden saygımı kazanmıştır: Şiiler tarafından Sünnileştirme faaliyetinde bulunduğu için eleştirilmiştir, faaliyetleri böyle yorumlanmıştır. Sünniler tarafından zaten Şii olduğu için eleştirilmiştir. Nihayetinde Fransa'da katledilmiş, şehid düşmüştür. Sözü gayet anlamlıdır: Muhatabını rahatsız eder ki, onu düşünmeye sevkedebilsin.
Ennihayetinde, sözü fazla uzatmaya hacet yoktur. İnsan üretimi düşüncelerin kesinliğini savunmanın pek bir ehemmiyeti veya değeri yoktur. Son olarak, yakin ilm - kesin bilgi mefhumu hakkında Gazzali'den epey yararlandığımı belirtmek isterim.

Vesselam.