Sınavlarım var, yakındır zamanı. Ha bugün, ha yarın; ne fark eder ki... Unutuyorum çoğu zaman, aslında sürekli kendimi sınadığımı. Ama bir taraftan da güzel oluyor, insanın kendini sınaması.
"Sınav" dedikleriniz, gelip geçiyor böylece, çabucak. Kendinizi en ağır şekilde eleştirmeyi gözünüz kesiyorsa, dışardan bakanları artık önemsemiyorsunuz. Ne fark eder? Ne fark eder? Ne fark eder kimin ne söylediği? Çabuk unutan bir milletiz. Onlar da unutur, biz de unutur gideriz...
Koalisyon iktidarları sırasında İslâm'ı yerden yere vuran, başörtüsü yasağını en üst düzeye çıkaran MHP; yaptıkları despotluk yetmezmiş gibi bir de bugünün iktidarlarını suçluyor. Dün ne yaptığını unutan, bugün "Başörtüsü yasağı kaldırılsın!" diye yasa tasarısı hazırlıyor. Çabuk unutuyoruz...
İnsanlara zorla üniforma giydiriliyor, giymek istemeyenler buz gibi hücrelerde çıplak vaziyette günlerce bekletiliyor. Sonra, peki sonra? Aynı zihniyet, bu ülkeye nisbî bir özgürlük getirenleri despotlukla suçluyor!
Diyeceksiniz, tabii ki diyeceksiniz. Diyeceksiniz ki sen bu ülkede yaşamıyor musun? Sen bu ülkeye borçlusun! Sen vatansever değil misin? Sana ekmek veren, seni "terör"e karşı koruyan ülkeye minnet göstermiyor musun? Sen vatansever değil misin?
Vatanseverlik nedir? Önce buna bakalım. "Hadis" külliyatından bir söz alalım, öyle devam edelim: "Mevz-u bahis vatan ise, gerisi teferruattır." Tahmin edin kim söylemiş?
Sonra sözü açalım. Diyor ki, vatan tehlikedeyse, vatanın tehlikede olduğunu önceden sezen büyüklerin sana emrederse, mızrağını alıp, zırhını çekip gerekirse değirmene saldıracaksın! Soru yok! Emre itaatsizlik olur yoksa, vatan haini olursun.
Gerekirse kulaklardan tesbih yapacaksın. "Kelle" alacaksın. Ama ne uğruna? Vatan uğruna... Vatan adına her haltı yemek; olay vatan olunca insanlığı unutup, adaleti unutup, kılıcı çekip sağa sola sallamak vatanseverlikse, ben vatansever değilim arkadaş!
Vatanseverlik, verilen emri sorgulamadan yapmaksa ben yine vatansever değilim. Yapamam, inançlarıma aykırı, dinime aykırı. Sorgulamadan bir emiri yerine getirmek karşıdaki kişiyi ilah yerine koymaktır; ancak, şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur!
Birileri elime zorla silah verecek, istemediğim halde... Bu zorbalık olmayacak, bu bir "vecibe" olacak. Hem de dinî bir vecibe... Nasıl oluyor bu iş? Laik ülkenin laik ordusu olur! Ordu nasıl "Peygamber ocağı" olur? Emredildiğinde ölen nasıl "şehit" olur? Laik orduya yazılan herkes nasıl "Mehmetçik - Muhammedcik" olur? Akıl sır ermiyor.
Neyse, gider. Bu da gider. Bu mesele de unutulur, gider. Daha nereye kadar unutacağız?
Bu "Mehmetçik" Dersim'e girmemiş mi şimdi? Allah Onur Öymen'den razı olsun, bize şanlı tarihimizi hatırlattı! Bunu yapanlar "Mevz-u bahis vatandır!" demediler mi şimdi? Çocukları okullara doldurup yakmadılar mı? Dikkat edin, bu olayın üstünden yüzyıllar geçmedi. Bu olay tarih kitaplarına girecek kadar eski bir olay değil. Bunu bari unutmayalım...
Bir Alman papazın hikayesi anlatılır. İkinci Dünya Savaşı sularıdır. Naziler'in katliamları hız kesmeden devam etmektedir. Bir apartmanda 40 daire vardır, 40 numarada bir Alman papaz oturur. Geri kalanında ise aşağılık ırk; bu topraklar üzerinde kültür sahibi olmayan, bu topraklar üzerinde söz sahibi olmasından korkulan Yahudiler oturmaktadır. Almanlar başlarlar kıyıma, en alttan yukarı doğru, yavaş yavaş... Alman papaz der ki kendi kendine, nasıl olsa Almanım, hem de papazım. Bana bir şey yapmazlar nasıl olsa. Almanlar devam eder kıyıma, papazımızın zihniyeti hala aynıdır. En sonunda binadaki tüm Yahudiler ölmüştür. Bir tek papaz kalmıştır. Ve askerler papazın kapısına dayanır. Alıp götürürler papazı. Der ki papaz: "Ben Almanım, hem de papazım! Bırakın beni, Yahudi değilim ben!" Ancak bir türlü ikna edemez. Çünkü kendisinin Alman bir papaz olduğunu kanıtlayacak hiç komşusu kalmamıştır...
Unutma ey halkım! Alman papaz gibi olma! Vesselam...